31 Ağustos 2007 Cuma

Oradan, buradan, biraz da şuradan

poz verin bakiiim!!!
Merhabalar arkadaşlar…
Uzun zamandır şöyle oturup da bir yazı yazamadım. Yani bu patronlarda adamı amma yoruyorlar canım!
Yoğun geçen günler sebebiyle çok ihmal ettik buraları. Ama döndük şükür. Gün telafi etme günüdür : D
Talha bu günlerde neler yaptı neler, anlatalım da bilgilensin anneler. (Heyt! kafiyeye bak, şair mi olcem nedir?)
Zaman uzun olunca toparlamak da zor oluyor. Biraz daldan dala olursa kusura bakmayın artık!
Talha ile biz pazara gittik. Ben patlıcan seçerkene bir de baktım sepet doluyor. Meğersem annesine yardım etmeye sevdalı Talha bakmış ben güzelleri seçemiyorum iş başa düştü edasıyla geçmiş tezgâhın başına başlamış patlıcanları seçmeye…
Bunu gören anne önce ufak çapla bir sevinç çığlığı atmış, fotoğraf makinesini hala iade etmeyen dayıya hafiften saymış ve eli kolu dolu olduğu halde kalabalık olan pazarın içinde birde el şaklatmış. Beni görenler hakkımda iyi düşünmediler sanırım birden etrafımız açıldı… Niyeyse: D
Neyse efendim aldığımız gibi patlıcanları gittik domates tezgâhının önüne başladık analı oğullu seçmeye… Benim seçtiklerimi Talha Bey beğenmemiş olacak ki kendi seçtiği mükemmel şekilli, hafif desenli domateslerle yer değiştirme operasyonu yapıvermiş. (ben bunu evde fark ettim :D) neyse efendim biz ana oğul pazar yapmanın mutluluğuyla insanları yara yara (Talha tüy gibi olduğundan yaran ben oluyorum cüsse babından) attık kendimizi fırına. Ve Talha Efendi burada da centilmenliği elden bırakmadı aldı ekmeği başladı taşımaya taaaa eve kadar getirdi. (Maşaallah oğluma) Etraftan bana cıklayan gözlerle bakıldığını hissettim. “Şuna bak! çocuk kendi
boyunca ekmeği taşıyor, hanımefendi de sırıtarak ona bakıyor” der gibin bir hal takınmışlardı…

Ağır ol hanım abla! Dans mans, bozar erkek adamı!!!


Talha televizyondaki her şeyi alabileceğini düşünüyor… Çığlık çığlığa bağırarak Anne aallll! diyor. Anlattım ama anlamadı ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Tamam, kamyonun oyuncağını yapmışlar onu buluruz bir yerde ama ben o oynayan çocukları, suda gezinen timsahı, ağaç dallarına uzanan zürafayı nasıl alayım. (bunların oyuncağını istemiyor beyefendi, kanlı canlı olacak)
Bir de televizyon da kaydırak görünce direk babasının yanında alıyor soluğu, baba kalkkk! diyerek kapıya koşuyor. Önce ayakkabılarını almayı ihmal etmiyor tabi… Amaç belli: Parka gidilecek! Gecenin 10’unda başlayan bu durum yorgun babanın kendini feda etmesiyle bir nebze çözülüyor. (Talha’yı ancak hoplatarak atlatabiliyoruz bu durumu.)

hehe! sen anlat, ben nasıl olsa bildiğimi okuycem!

Talha bu hafta içinde benim lise arkadaşlarımla tanıştı. Teyzeleriyle hemen kaynaştı hatta bir tanesine ilk kafasını atarak muhabbeti ilerletmiş oldu. Ama uyanık teyze uf yaptın öp diyerek merhametli oğlumun duygularını sömürdü: D
S. Teyzesinin mezurasını fotoğraf makinesi zannetti. Bol bol resimlerimizi çekti. Daha sonra E. Teyzesinin telkinleriyle doğru yolu buldu çok şükür. Ha bide masada bulunan servis düğmesine sürekli basmayı da ihmal etmedi. Şükür atılmadan ayrıldık oradan: D

Gelin! gelin de boyunuzun ölçüsünü alayım!


Hehe! noldu korktunuzmu!

Talha araştırmacı bir çocuk olduğundan sürekli anne bu ne? Diye sorup duruyor.
Arkadaşlarla buluştuğumuz yerde yeşil süs bitkisi vardı.
Talha sorar: Anne bu nee?
Anne: çiçek oğlum!
Talha yineler: Anne bu nee?
Anne: çiçek oğlum!..

Cevaptan memnun olmayan çiçeğin renkli olmasını düşünen Talha ısrar eder: anne bu nee?
Sorulardan yorulmuş anne cevap verir: Ağaç oğlum!


Şimdilik bu kadar diyelim. Sonraya da bir şeyler bırakıp tez elden çekilelim…

28 Ağustos 2007 Salı

Keloğlan piknikte!

Bağrı yanık Keloğlan!

Keloğlan; babasının sırtında!

Siyah ve beyazın mükemmel uyumu!

20 Ağustos 2007 Pazartesi

16 Ağustos 2007 Perşembe

Keloğlan aramızda!!!

çekmesene anne ya!! rezil olcaz sanal âleme!
Sevgili blog arkadaşlarım… Önceden uyarıyorum. Bu yazı hüzün dolu, sitem dolu. Lütfen yazıyı okumaya başlamadan önce kâğıt mendillerinizi hazır ediniz.
Eşim geçen gün Talha’yı akşam gezmesine götüreceğim diye evden çıkardı. Ah ah! Nerden bilebilirdim beyninde dolaşan tilkilerin oğlumun saçlarına mal olacağını. Bilsem koşa koşa peşinden gitmez miydim? (Hülya Koçyiğit koşusunu hayal ediyoruz tam burada.)
Bilemedim ve de haliyle gidemedim. Tek giden oğlumun sırma saçları oldu…


Bu çocuk nereye bakıyor?


şaşkın Talha!



Gece karanlığında yolumuzu aydınlatan Talha!!

Allah’tan bünye her şekilde şirin gözüküyor da oradan kurtarıyoruz yani…
Zaten babası uzun zamandır takmıştı oğlumun sırma saçlarını kafaya. Kendisi esmer olunca kıskandı tabi…
Velhasılı kelâm sözün özü şudur: Talha artık kel stop.
Ama yinede çok şeker stop.

Bunlar bir yana Talha’ya saçlar nerede diyince sürekli kelini kaşıyor. Yavrum benim saçlarımı tarayarak özlemini gideriyor :(
Artık geceleri dışarılarda gezerkene hiç karanlıkta kalma derdimiz kalmadı. Talha’nın kafası fener gibi pas pas parlıyor zira :D Bu da züğürt avuntusu zannımca!

Neyse ben şu an hüzünlüyüm. Yazıyı burada bitireyim :(

13 Ağustos 2007 Pazartesi

Mesai arası, sünnet molası:D

Kelebek gibi uçar, arı gibi konarım:D

Merhabalar,
Yine uzun bir ayrılık oldu. Malum çalışan insan modeli. İşler yoğunlaştıkça internet âlemine akamıyoruz. Ancak bu demek değildir blog arkadaşlarını ziyaret etmiyoruz. Her sabah mutlaka :D
Maksat günümüz aydınlansın.
Bu uzun ayrılık dönemini çok iyi değerlendirdik demek isterdim amma velâkin böyle bir durum yok. Çalışmaktan fırsat kalmadı ki canım.
Talha son sürat devam ediyor. Hiçbir duraksama yok maşaallah. Geçenlerde iş yerinden bir ağabeyimizin oğullarına yaptığı sünnet düğününe gittik. Çok eğlenceli dakikalar geçirdik. Çoğul kullanıyorum dikkatinizi çekerim. Palyaço ekibi tutulmuştu. Boğaz manzarası vardı. E müzik de işin içine girince eğlenmeyip de ne yapalım dimi.


Hehe! yaşasın ben değil o sünnet oldu :D


Arkada şenlik olmuş, kimin umrunda!

Talha o kocaman kafalı palyaçoları gördükçe korkudan tırmanarak tepeme kadar çıktı. Bu durumda ondan çok ben eğlendim diyebiliriz. E napalım çocukluğumuzda palyaço mu gördüydük. Talha onlara yaklaşmak yerine uzaktan onlara saymakla yetindi. Allah’tan henüz konuşamıyor tam olarak yoksa rezil olurdum oralarda. Çok sinirlendiydi zira:D
Talha elimden kaçtığı nadir dakikaları kendi kendine oynayarak geçirdi. Kelebek gibi uçtu arı gibi kondu tabiri caizse. :D
Size Talha’nın kuzenlerini tanıtalım birde. Evvela bir maşaallah diyelim. En içteninden. Bu güzel prensesimiz Zülal.

Bu da yakışıklı, pamuk prensimiz Furkannnn.

Şimdilik bu kadar diyelim. Okuyanları yormayalım.

30 Temmuz 2007 Pazartesi

Geçmiş doğum günü kutlaması

Ayaklara özgürlükkkkkkk!!!
Talha’nın bu sene doğum günü kutlamasını K.Maraş’ta eşimin memleketinde yaptık Daha doğrusu yapmaya çalıştık. Zira Talha tam da o gün hastalanmıştı. Ateşi 39,4’leri buluyordu. O yüzden fazla teferruata giremedik bu seneki doğum gününde. Sade bir pastayla geçiştirdik günü. Talha tadına bile bakmadı pastasının.
Buradan hediyeleri için tekrar teşekkür etmek istedim Talha adına. Teşekkürler; babaannesi, dedesi, amcası, yengesi, halası, eniştesi, en küçük amcası ve de biricik kuzeni. O gün Talha çok huysuzdu yeterince teşekkür edememişti. Hastalığına verile ve affoluna :D

Birinci doğum günü ve şaşkın Talha!


Acemi anneden ilk doğum günü pastası!!!


Şartlar olgunlaşmadığından ikinci doğum günü pastası hazır alındı!!



Ve karşınızda ikinci yaşına basmış olan Talha!!

23 Temmuz 2007 Pazartesi

DAĞ; TAŞ, TOPRAK

Tatil dönüşü bu ilk yazı. Ah ah İstanbul’un trafiğini bile özledim. Yok yok ayrı kalmak yaramıyor bana :D
Talha ile bu ikinci uzun seyahatimiz. İlginç tecrübeler ediniyor insan her seferinde. Ama sayesinde çok eğlendik sağ olsun :D
İlk olarak Bolu’da kahvaltı etmek istemiştik. Bolu tüneli açıldığından bu hayalimiz hüsranla sonuçlandı. Tabi tünelin açılmasına bir şey dediğimiz yok. Ama ya niye tesisler tamamlanmamış ki? Daha sonra öğlen yemeği yiyelim dedik (ikindiye doğru :D) Kayseri girişinde sorduğumuz benzincinin tavsiyesine göre koyulduk yola. Yol basitti dümdüz ilerleyin. Dümdüz ilerleyerek kendimizi Kayseri çıkışında bulduk. Orada bir tesiste mecburen durakladık. Hem Talha mızmızlanmaya başlamıştı hem de karnımızdaki gurultulardan araba inliyordu.
Ve ilk vukuatımız orada gerçekleşti. Süs havuzundaki suyla oynayan Talha havuza düştü. Biz yemek yiyemeden oradan ayrıldık. En nihayetinde eve vardığımızda bizi bir sonraki gün bekleyen ev ahalisinin hazırlıksız yakalanmasıyla da günü aç bi aç geçirdik. Neyse ki biricik eltim hemen işe koyuldu da doyurduk aç karnımızı :D
Talha tatil boyunca yemeden içmeden kesildi. Babası şöyle tabir etti durumunu: “yaşayacak kadar yiyor benim oğlum”…


Kuzeniyle kah çekişmeli, kah itişmeli, kah koşturmalı ve de çoğu zaman sataşmalı vakit geçirdi. Zavallı Rümeysa çok çekti Talha’dan çook. Dedesinin sırtında gezdi durdu. Babaanneye yüz vermedi. Yengesi dahil tüm bayanları “hala”sı ilan etti. Piknik alanlarında koşmak yerine uyumayı tercih etti. Oyuncaklarla oynamak yerine onları balkondan atmayı tercih etti. (Allah’tan ev tek katlı :D) Ben o sırada Talha’nın peşinde koruma görevlisi gibi dolandım durdum.

Bir pipetin nesi var iki pipetin eğlencesi!
Tatilin son üç günü hastalandı. Derece en son 39,4 ü gösteriyordu. Elhamdülillah yanımda taşıdığım ecza deposuyla çabuk atlattık.
Son gün Malatya Darende’ye gittik. Çok güzel çevre düzenlemesi yapmışlardı. Ben ilk kez gittim bayıldım. En azından en çok yeşilliği orada gördüğümü itiraf etmeliyim. Talha’da bol bol eğlendi bu ziyaretimizde.
Uçhisar kalesi, ve kalenin prensi!
Daha sonra Nevşehir’e geçtik. Amaç peri bacalarını kontrol etmek perileri yakalamaktı. Eşimin iş arkadaşının akrabalarında konakladık ilk günü piknik yaparak, diğer günüde peri arayarak geçirdik. Havalar iyice ısındığı saatlerde beynimiz buharlaşmasın diye kendimizi yer altı şehrine atıverdik. Ancak dördüncü kata kadar inebildik. Mutfaklarını, kiliselerini, erzak depolarını ve odalarını gördük. Çok ilginç bir deneyimdi. Talha’nın o daracık merdivenlerden kendi gitmek istemesini saymazsak sorunsuz gezdik diyebiliriz.(Ha bide babamızın kapalı alan korkusu vardı) Uçhisar kalesine uzaktan bakmakla yetindik. O kadar yerin altına indikten sonra bir o kadar da yukarı çıkmak yemedi tabi.
Tuz gölü manzaralı dondurma sefası!
Yol boyunca elim makinede şakada şukada çektim tüm güzergahı. Buradan yayınlamak isterdim ama nedense sadece beş resim ekleyebiliyorum.
Bakıyorum da çok açılmışım umarım yorulmazsınız okurken. Neyse sonunu bağlayayım da yazı bitsin artık. Yazı bitmiştir hürmetler efenim!!

Related Posts with Thumbnails