10 Kasım 2007 Cumartesi

Talha Kitap Fuarında!!!

hımmm! ilk hedefi gerçekleştirdik... şimdi ne istesem acep!!
Geçen hafta Pazar günü ailecek kitap fuarına gitmeye karar verdik. Çalışan bir anne olduğum için tek izin günüm olan Pazar günü sabahtan evi temizledim. Öğleden sonra kitap fuarına gitmek üzere yola çıktık.
Biz gideriz yol gider biz gideriz yol gider… Sabırlar tükenir yol tükenmez…
Nihayetinde vardık kitap fuarına… Arabayı park ettik bu seferde girişteki otoparka park ettiğimiz için bir dünya yol yürüyüp girişe ulaştık. İçeriye bir girdik o da ne… Fuar ücretli. Çalıştığımız işyeri vesilesiyle bir nevi torpilli olaraktan girdik içeri… Talha başlarda kucakta taşındı. Pusetini almamamız bize iyi bir ders oldu…

çek anne çek! millet Talha'yı fuarda görsün!!!


Acaba şimdi nereyi kurcalasam!!!
Çocuğumuz olduğu için kendimizden geçtik ilk etapta onun ilgileneceği kitaplara yöneldik. Ah dedim neden yoktu bizim çocukluğumuzda böyle kitaplar… Her yer çocuklar gibiydi cıvıl cıvıl… Rengârenk… Bir kitaba bakarken başka kitap göz kırpıyor al beni al beni diyor âdeta…
Ben Talha’ya bunu mu alayım şunu mu alayım diye kitaplarla boğuşurken Talha’da babasını canından bezdirmekle meşguldü…
Bu sıralar (gerçi uzun zamandır) sevgi ile şiddeti aynı kategoride zannettiğinden dolayı pek bir hırpalıyor bizleri… Kucakta taşınırken yüzümüzü tırmalıyor, sinirlenince vuruyor… Çok asabileşti…

amca bana şu sarıdan, turuncudan birde alacalıdan birer kilo tartıver!!!


hedef kitaplar ileri marş!!!


Talha’yı yürümeye ikna etmek de çok zor oldu… Alıştı tabi konforlu yolculuğa inmek istemedi tahtından…
İnmesiyle ipleri koparması bir oldu zaten… Talha önde biz arkada koşturduk durduk. Aheste aheste baktığım stantlardan sonra diğer stantları ışık hızıyla kolaçan ederek bir rekora imza atmış bulunmaktayım… Her yeri kontrol ettik her deliği inceledik. Kapalı kapıları açmak için çabaladık, stantlara tırmandık serde dağcılık olduğunu gösterdik ele güne…
Fuarı bir baştan diğer başa her santimetresine ayak basarak tamamladık…
Talha bu kadar koşturmaya yoruldu mu? Hayır!!!

üff... amma kalabalık rahat hareket edemiyorum ama...

Sonunda iki kitap aldık Talha’ya. Birisi masal kitabı diğeri zıt kavramları anlatan çok güzel bir kitap… Benim bile okuyasım geldi yani… Biraz daha incelemek istiyordum ama babaya daha fazla rahatsızlık vermemek adına çıkmaya karar verdik…
Çıktığımızda hava kararmak üzereydi… Evimize doğru gitmek üzere bindik arabaya başladık İstanbul’a gelmeye… Tüyap bir nevi Tekirdağ yakınında olduğundan şehirlerarası yolculuk yapmış gibi oluyor insan…
Tam yola koyulmuştuk ki trafiğin yoğun olduğunu gören babamız İstanbul-Edirne yazan tabelanın vasıtasıyla ani bir manevra ile yön değiştirdi.
— Neden değiştirdin hayatım?
— İstanbul yazıyordu onun için…
— İyide orası da İstanbul sınırlarında (Büyükçekmece-Çatalca tarafı)
— Aaaaa haklısın!!!
Haklıydım tabi… Ve ilk defa haklı olmaktan nefret ettim (yok yok bayramda da öyle hissetmiştim)… Biz İstanbul yolunu ararken kendimizi otobanda bulduk. Eeee demiştim dimi şehirlerarası yolculuk yapmış kadar olduk diye… Tıpkı İstanbul’a gelirken olduğu gibi gişelerden geçtik.
Allah’tan yol açık olduğu için çok sürmedi varmamız…
Eve geldik Talha bir posta da evde koşturdu, koltuklarda zıpladı, uçuş provaları yaptı, havada tuttuğumuz için zayiat olmadı…
Kitaplarına şöyle bir baktı… Masal kitabını onu uyuturken okurum diye almıştım ama pek rağbet etmedi… Biz de eski yönteme geri döndük.

baba! bana söz vermiştin hani o ansiklopedi setini alacaktın!!!



Anneden masallar serisi… Talha’nın mucizeler ülkesi…
Her akşam Talha’yı uyutmak için farklı farklı masallar uyduruyorum. Bu masallarda paylaşmayı, sabrı, uykuyu, havucu, meyveyi, sebzeyi, arkadaşlığı, okumayı aklınıza ne gelirse hepsini inceliyoruz… O günkü ruh halimize göre değişkenlik gösteriyor masallarımız…
Masallarda değişmeyen tek şey ise kahramanımız… Talha…
Her akşam başka bir karaktere bürünüyor… Kiminde prens kiminde köylü, kiminde kral, kiminde fakir, kiminde zengin…
Beşin.ci. Bo.yut.ta ki Salih karakteri gibi her bölümde farklı kılık farklı ortam…
Uzun zamandır aklımda olan ama gece olunca unuttuğum yeni masalımızın konusu tuvalet eğitimi olacak buradan da ilan edeyim blog camiasına : D
Konu açılmışken ona da değineyim…
Ben Talha’nın hemen öğreneceğini ümit ederek bulaşmıştım bu mevzuya ancak…
Talha tuvalete girmeyi protesto ediyor… Ananesinin evindeki tuvaletin kapısını kilitliyormuş… Bizim evde de durum pek farklı değil…
Neyse biraz sabır, biraz zaman (umarım az zaman olur), biraz da bütçe ile bu işi çözeceğimize inanıyorum… İyi düşün iyi olsun politikasını güdüyorum…

Bizden şimdilik bu kadar… Görüşünceye dek bizi özleyin anacımmmmmmmmmm!!!!

3 Kasım 2007 Cumartesi

Ayna Ayna Söyle Bana!


Patron Talha!!!

Sonunda fırsat bulduk yazmak için. Özlettik kusura bakmazsınız umarım…
Bir önceki yazıyı o kadar uzun yazmışız ki bu güne kadar anca idare etmiştir herhalde :D
İşyerinde işler yığıldı. Başımızı kaşıyacak vaktimiz yok âdeta. Ama bu bizi blogları takip etmekten alıkoymadı tabii ki :D




2007 Sonbahar modası!!




Ahaha! Beni şımartıyorsunuz!!!



Bayramda araba içinde o kadar sıkıldık ki ilk gezimizi ancak bir hafta sonra gerçekleştirdik. Ki bu bizim için büyük bir adım. Ana oğul gezmeyi pek severiz de :D
Üniv. Arkadaşlarım bir araya gelip yiyip içip sohbet edip bol bol eğlenmişlerdi. Ben Ctsi.de çalışan bir varlık olarak hâliyle katılamadım. Biz de acısını o güzel günü yaşamış ve akşamında annesinde konaklayacak olan arkadaşım Elif’i görerek çıkardık. Elif’in Talha’dan 6 ay büyük bir kızı bir de Talha’dan küçük bir oğlu var. Üçüncüsü yakında gelecek inşallah. Talha arkadaşlarıyla bol bol oynadı. Koşturdular durdular. Arada birbirlerine girdiler. Evin altını üstüne getirdiler ama yinede yorulmadılar bizi de peşlerinden sürüklediler.
Biz tam lafa başlıyoruz çocuklar oturduğumuz odaya dalıyor bağrış çağrış oyun oynuyorlar. Zıplama, atlama, yapma, etme, vurma, kırma derken bizim sohbet tamamen bitiyor. Anlayacağınız iki çift laf ettirmediler bize… Hafsa’nın yaptığı mamalardan bile bahsedemedik ki beni en çok bu üzdü :D Akşamın zayiatı, kırık bir yatak başlığı :D Tepelenen örtülerden bahsetmiyorum tabi.
Sonraki gün ailece gidip oyumuzu kullandık. Kahvaltı sonrası anneanne ve dede ile gezmeğe gittik. Tabi biz o amaçla gitmiştik ama arkadaşlarını gören babam sohbete öyle bir daldı ki öğlen vakti girdiğimiz yerden akşam namazından sonra zor ayrıldık. Amacımız Sultanahmet’e gidip biraz gezip eve dönmekti. Biz de Eminönü’ne doğru yürüyüşe çıktık. Esasında fikir babama aitti. Bizi başından savıp rahat rahat yapacaktı sohbetini :D



Tavşan kaç; Tazı tut!!!


Üç küçük canavar!!!



Poz verin bakim!!!

Sonra başka bir gün Talha’ya ayakkabı almak için mağazaya gittik. Talha halı saha ayakkabılarından gözünü alamadı… Bir tane spor ayakkabı beğendik deneme amaçlı giydirdik Talha’ya. Yani biz öyle planlamıştık ancak ayakkabıyı ayağına geçiren Talha eski ayakkabılarını hemen kutuya koyup mağazadaki rafa yerleştirdi. Ve diğerlerini ayağından çıkarmamak için mağazadan dışarı kaçtı. İlk defa bu kadar sahiplendi bir eşyayı… Tavırları görülmeye değerdi. Yeni ayakkabıları giyince havalı havalı yürümeye başladı. Kimden öğreniyor bilemiyorum bu hareketleri.
Esasında kameraya almak istedim o görüntüyü ancak etraftan garip garip bakarlar diye çekindim.
Talha şarkı söylemeye başladı. Beste güfte ona ait ilk parçası şudur:
Baba mama yi- yoooooooo
Baba mama yi- yoooooooo
Anne hoppa yapıyooooooo

Sözler basit ancak makamında söyleyince havalı bir şarkı oluyor :D Tabi mikrofonumuz ile birlikte. Televizyonda çıkan şarkılara da eşlik etmeyi ihmal etmiyoruz tabi. Elimizde mikrofonumuzla.
Son olarak Talha birkaç gündür rahatsız, öksürüyor, gündüz olmayan ateş gece kendini gösteriyor. Geceleri uyumuyor, uyuyanı uyandırıyor. Şimdilik şuruplarla idare ediyoruz.



Yılan geliyo tısssssssssssssssssssssssssssss!



Hehe! Korktu!!!


Ayrıca tuvalet eğitimimize başladık. Dualarınızı bekleriz :D
İki saat beyefendiyi oturttum tuvalette tam kaldırdım çamaşırına yaptı. :D (Allah’tan hemen çamaşırını giydirmişim yoksa) Umarım bu süreç kısa ve sancısız geçer…
Şimdilik bu kadar. İşlere geri dönmem gerekiyor. Hepinize bol şifalı günler dileriz :D




Uçan Talha!



İbrahim Berk'te gördük biz de soralım dedik...


Ayna ayna söyle bana varmı dünyada benden bir tane daha?


20 Ekim 2007 Cumartesi

Yağdı Yağmur, Çaktı Şimşek!

Son harçlıklarıda koydukmu tamamdır!!!

simit sefası!!!
Merhabalar arkadaşlar…
Beklettik özür dileriz. Baktık işlerin normal seyrine döneceği yok. Bari yazalım şu yazıyı da kafamız rahatlasın biraz da deşarj olalım dedik.
Ramazan geliyor, geldi derken bayram geldi geçti bile. Biz hâlâ bayram anılarımızı yazmak için bekleyip duralım. Bu Talha’nın bu bloğa not aldığımız ilk bayramı.
Bayram öncesi son gezmelerimizi anlatarak başlayalım yazımıza.
İlk olarak ramazanın son teravih namazını kılma amacıyla Sultanahmet’e gittik. Benim annem, Talha ve babası ile birlikte. Biz namazı kılarken baba oğul dışarıda boşaltılan kitap stantlarında turlayarak vakit geçirmişler. Talha’nın pusetini almıştık. Zira Talha’yı zapt etmek öyle basit bir mesele değil. İyi derecede 100 metre koşucusu değilseniz risk almaya değmez.
Talha pusetinde oturmak yerine pusetini kendisi sürmeye karar vermiş. Haliyle önden bakınca Talha görünmediği için etraftakiler pusetin kendi kendine hareket ettiğini zannedip afallamışlar. Yani Japonlar bile bu kadarını icat etmedi… (Talha’yı gördüklerinde gülerek babasına anlatmışlar da oradan biliyoruz :D)


Kendinden motorlu puset!!!



Kazan kaldıran Talha!!!

Namaz sonrasında dışarıdaki stantların yanında aldık soluğu… Bu sefer iki patronla gezmenin verdiği rahatlık vardı üzerimizde… Neyse yediğimiz içtiğimiz bizde kalsın…
Talha orada gördüğü oyuncaklara doğru manevra yaparak bizleri oraya sürükledi. Biz yok falan desek de anneannesine yaptığı duygu sömürüsü meyvesini oracıkta verdi… Hemen hemen bütün oyuncakları denedik… Uçak, tren, araba hatta at arabası dâhil tüm oyuncaklarda eğlendik. Helikopter hariç… Hain helikopter havaya kalkıyordu…
Günü orada noktaladık.
Arife gününü anne kişisi evi temizlemekle geçirdiğinden ancak iftar öncesi dışarıya çıkma fırsatı bulduk. Malum bayram geliyor alışmışız çocukluktan her bayram yeni kıyafetler alınır bayram sabahı giyinilir süslenilir el öpülür harçlık alınır… Biz de o niyetle alışverişe çıkalım dedik. Alış kısmı kolaydı da veriş kısmı fahiş fiyatlardan dolayı zor olduğu için elimiz boş kaldı. :D
Neyse ki Talha için alışverişimizi çok önceden halletmiştik. İftarı Soğanlı çadırında yapalım dedik. İlk kez bir çadıra gittik. Babamızın işi dolayısıyla son gün çadırı kontrol etmek gerekti. Biz de fırsatı değerlendirdik. Çadır çok fazla kalabalık değildi. Bir sürü yemek arttı. Daha sonra çadırda iftar edenlere dağıttılar fazla yemekleri. Bir anne çocuğunu kaybetmişti yemek almak için uğraşırken. Çocuk daha 3 yaşında. Daha sonra anladık ki arkadaşlarıyla daha fazla yemek kapmak için çocuğun elini bırakmış. İhtiyaçlı olmadığı da kılık kıyafetinden çok çok belli oluyordu. Çok şükür bulundu da biz de rahatlıkla ayrıldık oradan. Biz çadırdan ayrılırken onlar aldıkları yemekleri paylaşıyorlardı.



Deniz biter yol bitmez :(

Bayram sabahı Talha’yı giydirdik süsledik kahvaltıdan sonra benim dedeme el öpmeye gittik. Eşimin akrabaları (yanımızda kalan kardeşi hariç) K. Maraş’ta olduğu için burada sadece benim akrabalarım var. Talha elleri öptü harçlıkları cebe indirdi bir güzel. Bayramın en kârlısı oydu zira :D Ah Ah! Eskiden bize verilen harçlıklar nasıl da yön değiştirmiş :(
Daha sonra evimize döndük. Akşam yemeğinden sonra babamız bizi Bayrampaşa Ada Park’a götürdü. Aman Allah’ım o ne kalabalık öyle.
Orada biraz oyalandıktan sonra baktık bize sıra geleceği yok biz de geri döndük evimize :D
Bayramın ikinci günü bizi uzun zamandır memleketine davet eden Özcan amcamız vesilesiyle İnegöl yoluna çıktık. Tabi sabah kendisini arayıp hava durumu hakkında bilgi aldıktan sonra… Ancak onun söylediği ile bizim bulduğumuz çok farklıydı.



Turkish sling!!!

Aman Ya Rabbi! O ne yağmur öyle… Az kaldı hafız olacaktım yolda…
Yol iz bilmeyen bir aile olarak başladık levhaları kontrole. Bu arada ben kopilot oluyorum. Feribot kuyruğunda uzun süre bekledik. Daha sonra Bursa yolunda ciddi manada kaza atlattık. Tüm suçu Özcan amcaya yükledik. Yağan yağmur eşliğinde yağmura hasret olan İnegöl’e vardık. Biz tam eve gittik oturduk ev ahalisi yemek hazırlığına koyuldu elektrikler kesildi. Çok mu kısmetliyiz nedir. Daha sonra geldi şükür.
Talha kendisinden bir yaş büyük olan Berat’ı hiç rahat bırakmadı. (Özcan amcanın yeğeni olur kendisi) Çocuk hangi oyuncağı eline alsa bizimki elinden kapıyor. Bir iki vurma teşebbüsünde de bulundu. Zor aldık çocuğu elinden. Tüm oyuncakları gasp etti, dayak yeme korkusunda olan Berat kendini koruma amacıyla koltuğun köşesine sindi. Ben Talha’nın peşinde yapma oğlum, etme oğlum, vurma abiye, o da oynasın diye diye dolandım durdum. Ama kim dinler. Bu çocuk kime çekti bilemiyorum :( (annesine olabilir :D)
Bizim çekeceklerimiz henüz bitmemişti tabii… (arkası yarın gibin oldu)
Ben herkesi hazırlarken en önemli maddeyi unutmuştum. Talha’nın biberonunu…
Fellik fellik İnegöl sokaklarında biberon aradık akşamın bir vaktinde. Öyle her biberon da olmaz. Emziği damaklı olacak. Beyimiz kabul etmez yoksa. Şükür bulduk bir tane rahatladık. Sonra yorgun bünyeleri rahatlatmak amacıyla Sedef pastanesinde aldık soluğu. Talha, Talha’nın amcası, babası, ben bir de Özcan amcası… Tüm günü arabada heba eden Talha pastaneyi dağıtmaya karar verince biz de atılmadan oradan çıkalım dedik ve pılımızı pırtımızı toplayıp çıktık.


Tamam baba arka masaya bir daha bakmayacağım!!!


Eve vardıktan sonra yol yorgunu olaraktan odalarımıza çekildik. Talha’ya ısıttığım sütü içer uyur diye beklemiştim ama hayal kırıklığı yaşadım. Talha biberonu beğenmedi. Emzik kısmı diğerinden yumuşakmış. Sabaha kadar ağladı kesintisiz. Babamız en son yatıya başka yerde kalmama üzerine yeminler ediyordu :D
Sabah açlığa daha fazla dayanamayan Talha sütü içmeye karar verdi. Sonra uyudu mu? Hayır!
Baktı dışardan sesler geliyor çıktı dışarıya… Haliyle biz de tabi…
Kahvaltıdan sonra Bursa’ya gitmeye karar verdik. Yağmur eşliğinde tekrar yola koyulduk. Arabayı otoparka bıraktık çıktık dışarı. Tabi yağmursuz bir İnegöl ve de Bursa beklediğimiz için yazdan kalma kıyafetlerimizi giymiştik biz. Ulu camiye varana kadar sudan çıkmış balıktan farksızdık. Camide iki rekât namaz kıldık bir iki hatıra fotoğrafı çekildik ve de dışarı çıktık. Sonra Bursa’ya geldi de bir İskender yemedi demesinler deyu karar verdik İskender yemeye… İskender’i bulan kişinin mekânı uzak olduğu için biz de oğlunun mekânına gidelim dedik. Malum yağmur yağıyor. Oturduk bekledik İskenderleri… Garsonlarda bir boş vermişlik sezinledik. Haliyle ödeme yaparken bu durumu göz önünde bulundurduk. No hizmet! No bahşiş! (Gerçi o kadar yüksek bir meblağ aldılar ki içinde vardır mutlaka onların payı.)
Arka masaya bir aile oturdu. Talha’nın yaşıtı sarışın küçük bir de hanımefendi vardı. Yemek süresince Talha tamamen arka masaya dönük vaziyette oturdu. Tam kalkacağız derken beyefendinin aklına yemek geldi.
Oradan çıktıktan sonra bu kadar yağmur yeter artık evimize gidelim diyerekten yola koyulduk. Bursa’dan yola çıktığımızda saat 13.00 civarıydı. Yolda gıdım gıdım ilerledik âdeta. Ben hatim indirmeye uğraşırken E5 girişinin boş olduğunu görüp herkesin otobanı tercih edeceğini düşünen babamız ile Özcan amcamız müthiş bir manevra ile E5 e doğru yöneldiler. Girmeleriyle pişman olmaları bir oldu tabi. Kaplumbağayı bırakın solucanlar bile bizden hızlı giderdi emin olun. Yolda konaklama için hiçbir mekân olmadığı için arabada tam 10 saat geçirdik. Namaz aralarında biz inebildik ama Talha inemedi. (Hemen hareket edelim beklemeyelim diye acele ettik güya.) Hâliyle en son isyan bayrağını açmıştı yavrum. Evimize vardığımızda utanmasam taşı toprağı öpecektim. Arabaya düşkün olan Talha bile uzun süre binmek istemez herhalde :D
Çok uzatmışım kusura bakmazsınız artık dimi… Bakmazsınız, bakmazsınız :D




Dip Not: Bu arada bayram tebriği için hepinizi bayram sabahı ziyaret etceğimizi söylemiştik ama bu yoğun trafikte anca bayramın bitmesine dakikalar kala birkaç tebrikte bulunabildik. Dolayısıyla hasılat düşük bu bayram :( Bir daha ki bayrama artık kısmet diyelim :D

19 Ekim 2007 Cuma

İdareten :D

Ah ah! uzun yolculuklar tek başına çekilmiyor.
Bayram yazımız geciktiği için özür dileriz. İş yerindeki yoğunluk sebebiyle kurban bayramına ulaşmadan yazıyı yayınlamayı ümit ediyoruz. Şimdilik bu fotoğraflarla gönül alalım dedik :D

THY uçuşuma, kızlar duruşuma hasta :D

Tren gelir hoş gelir! ley ley lümlüm ley!

10 Ekim 2007 Çarşamba

Bayram geldi mübarek olsun! Harçlığımla şekerim hazır olsun!

Blog ailemizin Ramazan bayramını en içten dileklerimizle kutlarız. Hepinizi bayram sabahı ziyaret edicez. Şekerimiz ile harçlığımız hazır olsun tamam mı?

Kolonya dökerim ama karşılığında şeker isterim!

1. kural: dedeye ne kadar şirinlik yaparsan harçlığın o kadar kabarık olur :D



2 Ekim 2007 Salı

Çantacı geldi Hanımmmmmmmmmmmmm!

Heyt! yaklaşma vermem çantalarımı sana!

Neyse al bari bitane acıdım!


Çantacı geldi hanımmm! boy boy çantalarım varrr!



Çantaları alıyon ama niye para vermiyon?

29 Eylül 2007 Cumartesi

Sultanahmet’te kestane, Yedikule’de çiğköfte!

Babam beni, ben arabamı taşırım!
Biz geldik arkadaşlar! Özlettik mi?
Teknolojinin faydalarından istifade ederkene teknolojik aletlerin bize attığı kazık sayesinde ara vermek durumunda kaldık.
Aynı zaman aralığında hem işyerindeki hem de evdeki bilgisayarın gazabına uğradık.
Göçebe olarak el bilgisayarlarına taşındık. Haliyle evimizdeki rahatı bulamadık. Şu an da yine farklı bir bilgisayardan yazıyorum bu yazıyı... Ee! Alışmışız sanal âleme ayrılık dokundu bünyeye!
Bu süre zarfında biz Talha ile bol bol gezdik. O iftar senin bu iftar benim dolandık durduk. Bir önceki postlardan birinde yazdığımız mani dolayısıyla bize acıyan ablamızın davetiyle ilk iftarımızı Zeynep ablada yaptık. Daha doğrusu diğer arkadaşlar yaptı. Biz Talha ile olmadık şaklabanlıklar yapmakla meşguldük. Sağ olsun benim minik oğlumun kendisi gibi midesi de minik olunca iki kaşıkla doydu. E bu durumda yalnız kalmak da hoşuna gitmedi tabi…
Annesini kobay olarak seçti her nevi oyunu oynattı. Uçtuk konduk, zıpladık durduk! Olan aç kalan annenin midesine oldu…

Daha sonraki bir gün çok istediğimiz ama bir türlü gidemediğimiz Sultanahmet’e gittik.
Girişte bizi Hacivat ile Karagöz gösterisi karşıladı… Orada biraz oyalandıktan sonra sahneden yapılan anonsla yerimizden kalktık. “Gösteri bitmiştir efendim! Bir sonraki gösterimiz teravih namazından sonra olacaktır!” Allah’tan uyardılar! Biz Karagöz ile Hacivat’ın oyunun bir parçası olarak sahne arkasına gittiğini düşünüyorduk :D
Sonra ver elini kitap fuarı diyerek daldık cami avlusuna. O kadar çok stant olunca insan hangi birine bakacağını şaşırıyor haliyle… Yorgun bir baba, afacan bir bebe, meraklı bir anne olaraktan başladık kitaplar arasında dolanmaya! İlk olarak uzun zamandır merak ettiğim ve de Kuaybe’nin sık sık bahsettiği kaydırak yayınlarının kitaplarını bulduk. Uzun bir süre orada oyalandık. Tamam, itiraf ediyorum ben oyalandım. O sırada Talha etrafta koşmakla babası da ona bakmakla meşguldü. Beni oradan kopararak almalarından sonra Talha sebebiyle çok hızlıca diğer kitaplara da bakıp fuar maceramızı iki arada bir derede aldığım iki kitapla sonlandırdık.

Kestane kebap, yemesi sevap!

Daha sonra dışarıdaki stantları gezmeye başladık kestane kokuları eşliğinde! O kokular bizi mest etti adeta! Dedik nefse bu kadar da zulmedilmez!
Sonuç! Evet, aldım, dayanamadım ve de o kadar parayı bayılıp kestane aldım pişmanım!
Pişmanım çünkü hem kurtlu hem de iyi pişmemişti kestaneler… Kestaneci ağabeyi yad ediyoruz buradan bir defa daha!!!
Gezerken gözüm sürekli etraftaydı! Acaba tanıdık birileri var mıydı? Aysun ya da Ayşe ya da Hafsa ya da Sühendan olmadı Kuaybe! Yok, o olamaz o Ankara’da!
Sürekli etrafı gözlememden işkillenen eşimin merakını gidermek için söyledim tabi. Cevap şudur! Onlar da kim? Açıklama faslı çok uzun sürdü anlatmayayım şimdi burada!

gece kuşu Talha!!

Daha sonra yani dün akşam iş arkadaşlarımızla birlikte çiğköfte partisi vermek üzere soluğu Yedikule sahilinde aldık. Talha’ya gün doğdu. Bir oyana bir buyana koştu durdu. Tabi sportmen anne de arkasından. Tüm gün oturarak çalışan annenin bacak kaslarını çalıştırması amacıyla uzun süre bu aktiviteyi gerçekleştirdik. Sonra ezanın okunmasıyla başladık partimize :D
Ilık bir akşam, kıpkırmızı olan ay, deniz ve mehtap :D Koşturan Talha!
Önce birer kase çorba daha sonra bol bol çiğköfte! Çiğköftenin bünyemizde bıraktığı hüzünden dolayı hem ağladık hem de yedik! Acısı bu sabah kendisini gösterdi…

oy oy! Ne canlar yaktın dün gece!!


O kadar koşturmaya rağmen enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen Talha bizleri bir müddet de evde koşturdu. En son kendimi pestil gibi koltuğa attığımı hatırlıyorum. Gerisi hayal meyal!
Talha son günlerde uykusunda çok korkuyor! Tabi bunda gece yarısı sokağımızdan geçen çöp kamyonunun etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum!
Ağlayarak yerinden fırlıyor! Baba! diye emir kipiyle babasına seslenip, soluğu bizim yanımızda alıyor!
Artık iyice alıştı yanımıza. Oğlum hadi yatma vakti yatağına git dediğimizde direk bizim odamıza gidiyor.
Ben ki ilk baştan itibaren bebesini kendi yatağında, kendi odasında yatıran bir anneyim!
Ama artık ne yapacağımı bilemez bir haldeyim!
Umarım bir yol bulurum hem korkusuna hem de yatak konusuna :D

Related Posts with Thumbnails