20 Ekim 2007 Cumartesi

Yağdı Yağmur, Çaktı Şimşek!

Son harçlıklarıda koydukmu tamamdır!!!

simit sefası!!!
Merhabalar arkadaşlar…
Beklettik özür dileriz. Baktık işlerin normal seyrine döneceği yok. Bari yazalım şu yazıyı da kafamız rahatlasın biraz da deşarj olalım dedik.
Ramazan geliyor, geldi derken bayram geldi geçti bile. Biz hâlâ bayram anılarımızı yazmak için bekleyip duralım. Bu Talha’nın bu bloğa not aldığımız ilk bayramı.
Bayram öncesi son gezmelerimizi anlatarak başlayalım yazımıza.
İlk olarak ramazanın son teravih namazını kılma amacıyla Sultanahmet’e gittik. Benim annem, Talha ve babası ile birlikte. Biz namazı kılarken baba oğul dışarıda boşaltılan kitap stantlarında turlayarak vakit geçirmişler. Talha’nın pusetini almıştık. Zira Talha’yı zapt etmek öyle basit bir mesele değil. İyi derecede 100 metre koşucusu değilseniz risk almaya değmez.
Talha pusetinde oturmak yerine pusetini kendisi sürmeye karar vermiş. Haliyle önden bakınca Talha görünmediği için etraftakiler pusetin kendi kendine hareket ettiğini zannedip afallamışlar. Yani Japonlar bile bu kadarını icat etmedi… (Talha’yı gördüklerinde gülerek babasına anlatmışlar da oradan biliyoruz :D)


Kendinden motorlu puset!!!



Kazan kaldıran Talha!!!

Namaz sonrasında dışarıdaki stantların yanında aldık soluğu… Bu sefer iki patronla gezmenin verdiği rahatlık vardı üzerimizde… Neyse yediğimiz içtiğimiz bizde kalsın…
Talha orada gördüğü oyuncaklara doğru manevra yaparak bizleri oraya sürükledi. Biz yok falan desek de anneannesine yaptığı duygu sömürüsü meyvesini oracıkta verdi… Hemen hemen bütün oyuncakları denedik… Uçak, tren, araba hatta at arabası dâhil tüm oyuncaklarda eğlendik. Helikopter hariç… Hain helikopter havaya kalkıyordu…
Günü orada noktaladık.
Arife gününü anne kişisi evi temizlemekle geçirdiğinden ancak iftar öncesi dışarıya çıkma fırsatı bulduk. Malum bayram geliyor alışmışız çocukluktan her bayram yeni kıyafetler alınır bayram sabahı giyinilir süslenilir el öpülür harçlık alınır… Biz de o niyetle alışverişe çıkalım dedik. Alış kısmı kolaydı da veriş kısmı fahiş fiyatlardan dolayı zor olduğu için elimiz boş kaldı. :D
Neyse ki Talha için alışverişimizi çok önceden halletmiştik. İftarı Soğanlı çadırında yapalım dedik. İlk kez bir çadıra gittik. Babamızın işi dolayısıyla son gün çadırı kontrol etmek gerekti. Biz de fırsatı değerlendirdik. Çadır çok fazla kalabalık değildi. Bir sürü yemek arttı. Daha sonra çadırda iftar edenlere dağıttılar fazla yemekleri. Bir anne çocuğunu kaybetmişti yemek almak için uğraşırken. Çocuk daha 3 yaşında. Daha sonra anladık ki arkadaşlarıyla daha fazla yemek kapmak için çocuğun elini bırakmış. İhtiyaçlı olmadığı da kılık kıyafetinden çok çok belli oluyordu. Çok şükür bulundu da biz de rahatlıkla ayrıldık oradan. Biz çadırdan ayrılırken onlar aldıkları yemekleri paylaşıyorlardı.



Deniz biter yol bitmez :(

Bayram sabahı Talha’yı giydirdik süsledik kahvaltıdan sonra benim dedeme el öpmeye gittik. Eşimin akrabaları (yanımızda kalan kardeşi hariç) K. Maraş’ta olduğu için burada sadece benim akrabalarım var. Talha elleri öptü harçlıkları cebe indirdi bir güzel. Bayramın en kârlısı oydu zira :D Ah Ah! Eskiden bize verilen harçlıklar nasıl da yön değiştirmiş :(
Daha sonra evimize döndük. Akşam yemeğinden sonra babamız bizi Bayrampaşa Ada Park’a götürdü. Aman Allah’ım o ne kalabalık öyle.
Orada biraz oyalandıktan sonra baktık bize sıra geleceği yok biz de geri döndük evimize :D
Bayramın ikinci günü bizi uzun zamandır memleketine davet eden Özcan amcamız vesilesiyle İnegöl yoluna çıktık. Tabi sabah kendisini arayıp hava durumu hakkında bilgi aldıktan sonra… Ancak onun söylediği ile bizim bulduğumuz çok farklıydı.



Turkish sling!!!

Aman Ya Rabbi! O ne yağmur öyle… Az kaldı hafız olacaktım yolda…
Yol iz bilmeyen bir aile olarak başladık levhaları kontrole. Bu arada ben kopilot oluyorum. Feribot kuyruğunda uzun süre bekledik. Daha sonra Bursa yolunda ciddi manada kaza atlattık. Tüm suçu Özcan amcaya yükledik. Yağan yağmur eşliğinde yağmura hasret olan İnegöl’e vardık. Biz tam eve gittik oturduk ev ahalisi yemek hazırlığına koyuldu elektrikler kesildi. Çok mu kısmetliyiz nedir. Daha sonra geldi şükür.
Talha kendisinden bir yaş büyük olan Berat’ı hiç rahat bırakmadı. (Özcan amcanın yeğeni olur kendisi) Çocuk hangi oyuncağı eline alsa bizimki elinden kapıyor. Bir iki vurma teşebbüsünde de bulundu. Zor aldık çocuğu elinden. Tüm oyuncakları gasp etti, dayak yeme korkusunda olan Berat kendini koruma amacıyla koltuğun köşesine sindi. Ben Talha’nın peşinde yapma oğlum, etme oğlum, vurma abiye, o da oynasın diye diye dolandım durdum. Ama kim dinler. Bu çocuk kime çekti bilemiyorum :( (annesine olabilir :D)
Bizim çekeceklerimiz henüz bitmemişti tabii… (arkası yarın gibin oldu)
Ben herkesi hazırlarken en önemli maddeyi unutmuştum. Talha’nın biberonunu…
Fellik fellik İnegöl sokaklarında biberon aradık akşamın bir vaktinde. Öyle her biberon da olmaz. Emziği damaklı olacak. Beyimiz kabul etmez yoksa. Şükür bulduk bir tane rahatladık. Sonra yorgun bünyeleri rahatlatmak amacıyla Sedef pastanesinde aldık soluğu. Talha, Talha’nın amcası, babası, ben bir de Özcan amcası… Tüm günü arabada heba eden Talha pastaneyi dağıtmaya karar verince biz de atılmadan oradan çıkalım dedik ve pılımızı pırtımızı toplayıp çıktık.


Tamam baba arka masaya bir daha bakmayacağım!!!


Eve vardıktan sonra yol yorgunu olaraktan odalarımıza çekildik. Talha’ya ısıttığım sütü içer uyur diye beklemiştim ama hayal kırıklığı yaşadım. Talha biberonu beğenmedi. Emzik kısmı diğerinden yumuşakmış. Sabaha kadar ağladı kesintisiz. Babamız en son yatıya başka yerde kalmama üzerine yeminler ediyordu :D
Sabah açlığa daha fazla dayanamayan Talha sütü içmeye karar verdi. Sonra uyudu mu? Hayır!
Baktı dışardan sesler geliyor çıktı dışarıya… Haliyle biz de tabi…
Kahvaltıdan sonra Bursa’ya gitmeye karar verdik. Yağmur eşliğinde tekrar yola koyulduk. Arabayı otoparka bıraktık çıktık dışarı. Tabi yağmursuz bir İnegöl ve de Bursa beklediğimiz için yazdan kalma kıyafetlerimizi giymiştik biz. Ulu camiye varana kadar sudan çıkmış balıktan farksızdık. Camide iki rekât namaz kıldık bir iki hatıra fotoğrafı çekildik ve de dışarı çıktık. Sonra Bursa’ya geldi de bir İskender yemedi demesinler deyu karar verdik İskender yemeye… İskender’i bulan kişinin mekânı uzak olduğu için biz de oğlunun mekânına gidelim dedik. Malum yağmur yağıyor. Oturduk bekledik İskenderleri… Garsonlarda bir boş vermişlik sezinledik. Haliyle ödeme yaparken bu durumu göz önünde bulundurduk. No hizmet! No bahşiş! (Gerçi o kadar yüksek bir meblağ aldılar ki içinde vardır mutlaka onların payı.)
Arka masaya bir aile oturdu. Talha’nın yaşıtı sarışın küçük bir de hanımefendi vardı. Yemek süresince Talha tamamen arka masaya dönük vaziyette oturdu. Tam kalkacağız derken beyefendinin aklına yemek geldi.
Oradan çıktıktan sonra bu kadar yağmur yeter artık evimize gidelim diyerekten yola koyulduk. Bursa’dan yola çıktığımızda saat 13.00 civarıydı. Yolda gıdım gıdım ilerledik âdeta. Ben hatim indirmeye uğraşırken E5 girişinin boş olduğunu görüp herkesin otobanı tercih edeceğini düşünen babamız ile Özcan amcamız müthiş bir manevra ile E5 e doğru yöneldiler. Girmeleriyle pişman olmaları bir oldu tabi. Kaplumbağayı bırakın solucanlar bile bizden hızlı giderdi emin olun. Yolda konaklama için hiçbir mekân olmadığı için arabada tam 10 saat geçirdik. Namaz aralarında biz inebildik ama Talha inemedi. (Hemen hareket edelim beklemeyelim diye acele ettik güya.) Hâliyle en son isyan bayrağını açmıştı yavrum. Evimize vardığımızda utanmasam taşı toprağı öpecektim. Arabaya düşkün olan Talha bile uzun süre binmek istemez herhalde :D
Çok uzatmışım kusura bakmazsınız artık dimi… Bakmazsınız, bakmazsınız :D




Dip Not: Bu arada bayram tebriği için hepinizi bayram sabahı ziyaret etceğimizi söylemiştik ama bu yoğun trafikte anca bayramın bitmesine dakikalar kala birkaç tebrikte bulunabildik. Dolayısıyla hasılat düşük bu bayram :( Bir daha ki bayrama artık kısmet diyelim :D

19 Ekim 2007 Cuma

İdareten :D

Ah ah! uzun yolculuklar tek başına çekilmiyor.
Bayram yazımız geciktiği için özür dileriz. İş yerindeki yoğunluk sebebiyle kurban bayramına ulaşmadan yazıyı yayınlamayı ümit ediyoruz. Şimdilik bu fotoğraflarla gönül alalım dedik :D

THY uçuşuma, kızlar duruşuma hasta :D

Tren gelir hoş gelir! ley ley lümlüm ley!

10 Ekim 2007 Çarşamba

Bayram geldi mübarek olsun! Harçlığımla şekerim hazır olsun!

Blog ailemizin Ramazan bayramını en içten dileklerimizle kutlarız. Hepinizi bayram sabahı ziyaret edicez. Şekerimiz ile harçlığımız hazır olsun tamam mı?

Kolonya dökerim ama karşılığında şeker isterim!

1. kural: dedeye ne kadar şirinlik yaparsan harçlığın o kadar kabarık olur :D



2 Ekim 2007 Salı

Çantacı geldi Hanımmmmmmmmmmmmm!

Heyt! yaklaşma vermem çantalarımı sana!

Neyse al bari bitane acıdım!


Çantacı geldi hanımmm! boy boy çantalarım varrr!



Çantaları alıyon ama niye para vermiyon?

29 Eylül 2007 Cumartesi

Sultanahmet’te kestane, Yedikule’de çiğköfte!

Babam beni, ben arabamı taşırım!
Biz geldik arkadaşlar! Özlettik mi?
Teknolojinin faydalarından istifade ederkene teknolojik aletlerin bize attığı kazık sayesinde ara vermek durumunda kaldık.
Aynı zaman aralığında hem işyerindeki hem de evdeki bilgisayarın gazabına uğradık.
Göçebe olarak el bilgisayarlarına taşındık. Haliyle evimizdeki rahatı bulamadık. Şu an da yine farklı bir bilgisayardan yazıyorum bu yazıyı... Ee! Alışmışız sanal âleme ayrılık dokundu bünyeye!
Bu süre zarfında biz Talha ile bol bol gezdik. O iftar senin bu iftar benim dolandık durduk. Bir önceki postlardan birinde yazdığımız mani dolayısıyla bize acıyan ablamızın davetiyle ilk iftarımızı Zeynep ablada yaptık. Daha doğrusu diğer arkadaşlar yaptı. Biz Talha ile olmadık şaklabanlıklar yapmakla meşguldük. Sağ olsun benim minik oğlumun kendisi gibi midesi de minik olunca iki kaşıkla doydu. E bu durumda yalnız kalmak da hoşuna gitmedi tabi…
Annesini kobay olarak seçti her nevi oyunu oynattı. Uçtuk konduk, zıpladık durduk! Olan aç kalan annenin midesine oldu…

Daha sonraki bir gün çok istediğimiz ama bir türlü gidemediğimiz Sultanahmet’e gittik.
Girişte bizi Hacivat ile Karagöz gösterisi karşıladı… Orada biraz oyalandıktan sonra sahneden yapılan anonsla yerimizden kalktık. “Gösteri bitmiştir efendim! Bir sonraki gösterimiz teravih namazından sonra olacaktır!” Allah’tan uyardılar! Biz Karagöz ile Hacivat’ın oyunun bir parçası olarak sahne arkasına gittiğini düşünüyorduk :D
Sonra ver elini kitap fuarı diyerek daldık cami avlusuna. O kadar çok stant olunca insan hangi birine bakacağını şaşırıyor haliyle… Yorgun bir baba, afacan bir bebe, meraklı bir anne olaraktan başladık kitaplar arasında dolanmaya! İlk olarak uzun zamandır merak ettiğim ve de Kuaybe’nin sık sık bahsettiği kaydırak yayınlarının kitaplarını bulduk. Uzun bir süre orada oyalandık. Tamam, itiraf ediyorum ben oyalandım. O sırada Talha etrafta koşmakla babası da ona bakmakla meşguldü. Beni oradan kopararak almalarından sonra Talha sebebiyle çok hızlıca diğer kitaplara da bakıp fuar maceramızı iki arada bir derede aldığım iki kitapla sonlandırdık.

Kestane kebap, yemesi sevap!

Daha sonra dışarıdaki stantları gezmeye başladık kestane kokuları eşliğinde! O kokular bizi mest etti adeta! Dedik nefse bu kadar da zulmedilmez!
Sonuç! Evet, aldım, dayanamadım ve de o kadar parayı bayılıp kestane aldım pişmanım!
Pişmanım çünkü hem kurtlu hem de iyi pişmemişti kestaneler… Kestaneci ağabeyi yad ediyoruz buradan bir defa daha!!!
Gezerken gözüm sürekli etraftaydı! Acaba tanıdık birileri var mıydı? Aysun ya da Ayşe ya da Hafsa ya da Sühendan olmadı Kuaybe! Yok, o olamaz o Ankara’da!
Sürekli etrafı gözlememden işkillenen eşimin merakını gidermek için söyledim tabi. Cevap şudur! Onlar da kim? Açıklama faslı çok uzun sürdü anlatmayayım şimdi burada!

gece kuşu Talha!!

Daha sonra yani dün akşam iş arkadaşlarımızla birlikte çiğköfte partisi vermek üzere soluğu Yedikule sahilinde aldık. Talha’ya gün doğdu. Bir oyana bir buyana koştu durdu. Tabi sportmen anne de arkasından. Tüm gün oturarak çalışan annenin bacak kaslarını çalıştırması amacıyla uzun süre bu aktiviteyi gerçekleştirdik. Sonra ezanın okunmasıyla başladık partimize :D
Ilık bir akşam, kıpkırmızı olan ay, deniz ve mehtap :D Koşturan Talha!
Önce birer kase çorba daha sonra bol bol çiğköfte! Çiğköftenin bünyemizde bıraktığı hüzünden dolayı hem ağladık hem de yedik! Acısı bu sabah kendisini gösterdi…

oy oy! Ne canlar yaktın dün gece!!


O kadar koşturmaya rağmen enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen Talha bizleri bir müddet de evde koşturdu. En son kendimi pestil gibi koltuğa attığımı hatırlıyorum. Gerisi hayal meyal!
Talha son günlerde uykusunda çok korkuyor! Tabi bunda gece yarısı sokağımızdan geçen çöp kamyonunun etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum!
Ağlayarak yerinden fırlıyor! Baba! diye emir kipiyle babasına seslenip, soluğu bizim yanımızda alıyor!
Artık iyice alıştı yanımıza. Oğlum hadi yatma vakti yatağına git dediğimizde direk bizim odamıza gidiyor.
Ben ki ilk baştan itibaren bebesini kendi yatağında, kendi odasında yatıran bir anneyim!
Ama artık ne yapacağımı bilemez bir haldeyim!
Umarım bir yol bulurum hem korkusuna hem de yatak konusuna :D

24 Eylül 2007 Pazartesi

nazlı kız!

sonunda mısır patlağının nazlı kızı aramıza katıldı. çok bekletti bizi çok. rabbim hayırlı güzel, sağlıklı, uzun ömür nasip etsin bebişe.
annesine de geçmiş olsun!

21 Eylül 2007 Cuma

Severim! Severim! Severim!

Eski fotoğraflara bakmayı da severim! Ah sırma saçlı oğlum ah!
Sevgili Aysun beni sobelemiş. Severim hususunda :D
Ben her şeyi severim. Sevgi pıtırcığıyım âdeta :D
Şimdi madde madde yazalım bakalım.
İstanbul’u severim.
İstanbul’un trafiğini bile severim. Ayrı kalınca özlüyorum valla!
Baharları severim.
Gezip tozmayı severim. Eşim buna isyan ediyor ama Talha sağ olsun benim kafamda :D (anasına çekmiş ayol)
Yürüyüş yapmayı severim. Özellikle yağmurlu havada!
Çamlıca’yı severim. Okul çıkışı az mı uğradık oralara.
Çamlıca’da simit yemeyi çay içmeyi severim.
Tatili severim. Ama yani yılda on beş gün yetmiyor bana. Buradan yetkililere sesleniyorum.
Arkadaşlarımla buluşmayı severim. Onlarla sohbet etmeyi illede birlikte tıkınmayı :D. Son zamanlarda bebelerin peşinden koşuyoruz toplantılarda ama olsun.
Sanal âlemi severim. Ya ben blogları okumadan nasıl vakit geçiriyormuşum.
Sanal âlemdeki yazarları tanımıyorum ama hepsini severim :D Manevi arkadaşım oldunuz benim :D
Dağ taş tırmanmayı severim. Bizim köyde azmı teptik dağ yollarını.
Trabzon’un yeşilliğini severim. Eşime hava atıyorum. Gel de yeşillik gör çalılara ağaç diyorsunuz diyorum :D Sanırım çok kızıyor bana. Ama napim. Rabbim bol vermiş bizim yeşilliği :D (Gerçi eşimin cevabı şöyle oluyor. “Ne yapayım yeşilliği otlayacak mıyım ben :D” Tamamen kıskançlıktan canım.)
Denizi severim. Yüzme bilmesem de :D
Ansiklopedi okumayı severim. İlkokula giderken çantamda taşırdım en az iki cilt. Sırt ağrılarım o günlerden hatıra sanırım :D
Şaka yapmayı severim :D İşyerinden arkadaşları az mı korkuttum ay sancım geldi doğuruyorum galiba diye :D
Msn’yi severim. Uzaklardaki arkadaşlarımla bağım o benim.
İşimi severim. Gerçi mesleğimi söyleyince birde açıklama yapmak zorunda kalıyorum ama :D
Davetleri severim. Arkadaşlara duyurulur :D
Ağabeyimin kızı yani Zülal’imle oyun oynamayı severim :D
Ama ille de oğlumun Annem diyişini severim. Saçı kesilip keloğlan olduktan sonra bana anam diyor ama olsun :D
Talha’nın durup dururken bana sarılıp yanağımdan öpmesini severim. Tabi gerisi geliyor oy yerim ben onu :D
İş çıkışı oğluma kavuşmayı severim.
Annemin evde olup kapıyı açmasını severim. Talha’ya baktığı için ilk önce ona uğrarım akşamları :D
Eşimin hiç ihtimal vermediğim bir anda hadi gezmeğe gidelim demesini severim :D
Evimin işten gelince temiz olmasını severim. Ben hamileyken teyzem ve kızları temizlerdi sık sık. Onların hakkını ödeyemem (Allah Razı Olsun)

Ohoooo! Ne kadar da abartmışım. İnsan her aklına geleni yazar mı dimi ama :D
Ben de bu hususta Nur’un pastalarından Nur’u, Ömer Tarık’ın annesi Hafsa’yı ve de bana geçen sobede kızsa da Maceralı yolculuk blogunun sahibesi Sühendan’ı davet ediyorum. Buyurun arkadaşlar sevdiklerimizi sayıp sevgi çemberi oluşturalım :D

Bir de eğer doğurmadıysa ki hala bekliyoruz hayırlı haberlerini bizimki gayet rahat Sevgili minikin annesi mısır patlağını da sobeliyorum. Doğurduysan yazma kız!
Related Posts with Thumbnails